top of page

Kaçınma Davranışları, Güvence Arayışı ve OKB Döngüsü

  • Yazarın fotoğrafı: Kl. Psk. Helin Göksu
    Kl. Psk. Helin Göksu
  • 21 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

OKB’yi anlamanın en temel yollarından biri, kaçınma davranışlarının nasıl çalıştığını öğrenme kuramı perspektifinden incelemektir.


Bunu şöyle düşünebiliriz:

Kişi her kaygılandığında bir durumdan ya da düşünceden kaçınıyor ve bu kaçınma, o anlık bir rahatlama sağlıyorsa — yani “kaygım azaldı” diyorsa beyin bu davranışı pekiştirir.

Kaçındıkça rahatlayan zihin, "demek ki bu tehdit gerçekti ve ben doğru yaptım" sonucuna varıyor. 



Bu da aslında tehdit algımızı daha da güçlendiriyor.

Zamanla bu kaçınmalar, zihnin kendi kendini ikna etme yollarına dönüşüyor.

 Düşünceler, imgeler ya da hisler tehdit olarak algılandığında, kişi bu içsel yaşantılarla kalmak yerine onlardan uzaklaşmaya çalışıyor.

Ama fark etmeden yaptığı şey, sadece bir semptomu bastırmak oluyor. Bu da döngüyü sürdürüyor.

Kaçınma, “işe yarıyor gibi” gözüküyor.

 Çünkü kişi bir felaketin yaşanmadığını gördükçe, bunun nedeninin aldığı “önlem” olduğuna inanıyor.

Oysaki yaşanmamış olan bu felaketin olmama nedeni, alınan önlem değil, zaten düşük olasılıkta bir olay olması olabilir.

Ama bu ayrımı yapmak zordur.

Zihin bir süre sonra şuna koşullanır:

“Bu düşünceyi bastırmalıyım,  bu eylemi yapmamalıyım. Yoksa tehlike gerçek olur.”

Bu noktada maruz bırakma ve tepki önleme  çalışmaları ile birlikte kişi, kaygı yaratan düşünce ya da durumla karşı karşıya gelir ama bu kez kaçınma davranışları sergilemez.

Bu, ilk başta zorlayıcıdır. Ama zamanla zihin şunu öğrenir: “bir şey olmadı, olabilirdi de, ama olmadı.”

Kaygı, zamanla doğal bir şekilde sönümlenebilir. Bu da zihne yepyeni bir öğrenme sağlar.


Buradaki en temel öğrenme şudur:


“Korktuğum şey olmadı, hem de kaçınmadan.”

İşte bu, zihnin tehdit algısını yeniden düzenlemeye başlayan kritik bir süreçtir.

Bu noktada çok basit bir örnek verelim:

Diyelim ki elimizde bir nazar boncuğu taşıyoruz.

 

Ve bu nazar boncuğunun bizi kötü şeylerden koruduğuna inanıyoruz.

Bu inançla yıllardır her yere nazar boncuğuyla gidiyoruz.

Bir gün bize bu nazar boncuğunu bırakmamız söyleniyor.

Bırakırsak ne olur? Belki hiçbir şey değişmez.

Ama bunu anlamanın tek yolu, nazar boncuğunu bir süreliğine bırakmak, risk almak ve beklemek.

Yoksa onun gerçekten işe yarayıp yaramadığını hiçbir zaman öğrenemeyiz.

OKB'li bireyler için bu "nazar boncuğu" genellikle kaçınma davranışlarıdır.

Ya dokunmamak, ya kontrol etmek, ya da defalarca güvence aramak…

Tüm bu davranışlar zihin tarafından “tehlikeyi önleme yöntemi” olarak yorumlanır.

 Ancak bunlar kısa vadede rahatlama sağlasa da, uzun vadede kaygıyı pekiştirir ve hayat alanını daraltır.


Önümüzde iki temel varsayım var:


Varsayım 1 : Bu davranışları yapmazsak kötü bir şey olur. Risk çok yüksek. Bu yüzden her defasında kaçınmak zorundayız.


Varsayım 2 : Aslında kaçınmamız gerektiğine dair bu inanç, bir tehdit algısına dayanıyor. Kaçındıkça rahatlıyoruz ama bu geçici bir rahatlama; zihin gerçekte hiçbir şey öğrenmiyor.

Eğer sürekli 1. varsayımı izliyorsak,  zihin sürekli tehdit varmış gibi davranmaya devam eder.

Ama 2. varsayımı test etmeye gönüllü olursak, o zaman zihin başka bir gerçeği de öğrenmeye başlar:  “Kaçınmadan da güvende kalmak mümkün.”


Terapide en sık karşılaştığımız şey şu:


Danışanlar teorik olarak 2. varsayımın doğru olduğunu biliyor ama içsel olarak 1. varsayım daha güçlü hissediliyor.

Çünkü kaçınma davranışları geçici bir kontrol hissi sunuyor.

Bu nedenle, bu döngüyü kırmak zaman istiyor.

Ama adım adım, tekrar tekrar denedikçe, zihin yeni yollar öğrenmeye başlıyor.

Belki de o “nazar boncuğunu” bir kenara bırakmak,

döngüyü kırmanın ilk adımıdır.

Yorumlar


bottom of page